BİLİM&HUKUK KURGUSU

Her kurgu biraz gerçektir.

Bilimkurgu: Henüz kullanımda olmayan bilim ve teknoloji öğeleri kullanılarak yakın ya da uzak gelecekle ilgili serüvenler. Bilim&Hukuk Kurgusu: Henüz kullanımda olmayan bilim ve teknoloji öğelerinin hukuksal konumlandırılışı üzerine yakın ya da uzak gelecekle ilgili teoriler.

Zaman çizelgesindeki anlamı değişime uğrayan kelime: OTOMAT. Bilişim hukukundan bahsederken bence kullanmamız gereken temel kelime bu olmalı çünkü otomat kavramı telefon, bilgisayar, robot ve diğer mekanik araçları içinde barındırabilecek kadar geniş bir anlama sahip. 

Herkesin aklında bazı sorular var otomat nedir, kimdir, şey midir / biri midir, hukuk düzeninde yeri nedir / ne olacaktır, olmalı mıdır / olmamalı mıdır, otomatın yapabileceklerinin sınırı nedir, hukuk düzeni bu gelişmeleri hangi yöntemle kontrol edecektir diye başlayan ve ardı arkası kesilmeyen. Bence bu soruları cevaplayabilmek için kendi hukukumuzdaki temel kavramlardan yola çıkarak otomatı sınıflandırmaya çalışmalıyız böylelikle onu hukuk düzeni sınırları içinde tanımlayabiliriz. 

GÜNÜMÜZ TÜRK HUKUK DÜZENİNDE “KİŞİ” OLMA                                           

Kişi kavramı, hukuki açıdan, hak sahibi varlık anlamına gelmektedir. Bir kişinin hak sahibi olabilmesi için de hak ehliyeti olmalıdır. Hak ehliyeti ise kişinin hak ve borçlara sahip olabilme ehliyeti demektir.

Bu yüzden bir otomatı kişi olarak sayabilmenin ön koşulu Medeni Kanun’un otomatlara hak ehliyeti tanıması olacaktır. MK. 8. Maddesi uyarınca her insanın hak ehliyeti vardır. Tabi ki bu hak ehliyetinin sınırlandığı bazı durumlar vardır, ancak genel kural her insanın doğumu itibariyle hak ve borçlara sahip olabileceği yönündedir.  

Fakat belirtmeliyiz ki her insanın hak ehliyetine sahip olması 19. ve 20. yüzyılda çağdaş düzeye ulaşmış bazı devletler vasıtasıyla kabul edilir hale gelmiştir. Bu tarihlerin öncesinde “kişi” olarak kabul edilmeyen insanların varlığını unutmamak gerekir. 

ROMA İMPARATORLUĞUNDA KÖLELER KİŞİ DEĞİLDİ

Romalılar, ‘persona’ kavramını yukarıdaki anlamı dışında kullanıyordu ve bu kelime insanlar anlamına geliyordu. İnsanlar ise hürler (özgürler) ve köleler olarak ikiye ayrılıyordu ve hür olmak hak ehliyetine sahip olabilmenin mutlak şartlarından birini oluşturuyordu. Dolayısıyla günümüz hukukunun kişi tanımını düşünürsek, köleler şahıs olarak sayılmıyordu. Oysa köleler de ortalama bir insanın sahip olduğu bilinç ve iradeye sahipti ve normal bir insanın yapabildiği her şeyi yapmaya ehillerdi. Nasıl bir insanın köle olduğuna değinirsek de, köle bir annenin çocuğu olmak o kişiyi doğuştan köle yapmaya yeterli oluyordu. Savaş tutsaklığı, ağır ceza sonucu özgürlüğü yitirmek ve diğer başka nedenler de bir insanı doğuştan olmasa da sonradan köle statüsüne sokuyordu ve hak ehliyetlerini kaybetmelerine neden oluyordu.

OTOMAT KİM?   OTOMAT KİM?  OTOMAT KİM?   OTOMAT KİM?   OTOMAT KİM? 

Bütün bu bilgileri aklımızın bir yerinde tuttuktan sonra otomatı irdelemeye başlayabiliriz. Otomatları insan olarak sayamayacağımız aşikâr. MI DERSİNİZ?  Yaratılışlarımız itibariyle farklılığımız bir yana şimdilik olmak kaydıyla hislerimizin, irademizin olması bizi otomatlardan ayrı kılıyor. İnsanlar gibi hissetmiyorlar ve çoğunluğun paylaştığı görüşe göre de insanlar gibi hissetmeleri neredeyse imkânsız ama hangi noktaya kadar gelişebilecekleri ve bizi ne noktaya kadar taklit edebilecekleri belirsiz olan otomatların hissetmeye ehil olamayacağı yargısına varmak için bence çok erken. Üretilme amaçları ve dolayısıyla tanımları canlı bir varlığı taklit olan mekanik araçlar belki yakın gelecekte insanlığı öylesine taklit edecekler ki, asıl insan ile bir otomatı ayırt etmemiz zorlaşacak.       

Yaradılışımızdan bahsedersek onlar yapay bir yol ile bazı materyallerden oluşturulurken, insanlar doğal bir üreme süreci sonrasında dünyaya geliyor. Bu yüzden de otomatlar cansızlar, nefes almıyorlar. Ama asıl nokta şu ki, canlı ‘gibi’ hareket ediyorlar. İleride nefes alıp verecekleri canlı bir bedene büründürülebilirler mi bilmiyorum. Ancak bir insanın yapabildiği neredeyse her şeyi, belki de insanlardan daha hızlı, etkili ve iyi bir şekilde yaptıktan sonra, mesela resim çizebildikten, konuşabildikten, düşünebildikten, karar alabildikten sonra bir şeyin sadece nefes almıyor olması, bizim gibi organlara sahip olmayışı onu canlı olarak saymamaya yeterli olabilir mi? 

Mesela geçtiğimiz günlerde Fransız bir robot sanatçının, yani bir yapay zekânın, yarattığı sanat eseri Christie’s Newyork’ta açık arttırmada 432,000$ karşılığında satıldı. Resim yapabilen yapay zekâları üreten firmanın sahiplerinden biri olan Caselles-Dupré, basın ekiplerine portrelerin değinmek istedikleri noktayı yani yapay zekâların yaratıcılığı taklit edebildiğini göstermede en iyi yolu sunduğunu ifade etti. 

Eğer otomatları bir kategoriye sokacaksak, onların insanlardan ayrıldığı noktaların yanı sıra insanlarla benzer olduğu noktaları da hesap etmemiz gerekecek. Normal şartlarda ağırlık hangi taraftaysa, otomatları o kategoriye yakın tutmak en mantıklı yol olarak görünürken, ben insanoğlunu diğer varlıklardan üstün tutan idenin bu metot için bir handikap oluşturacağını düşünüyorum. Robotların, insanlarla aynı kefeye koyulabilecek olması ihtimali bile birçok kişinin tüylerini ürpertebilir, birtakım varoluşsal rahatsızlıklar verebilir. O yüzden otomatlar için hukuk düzeninde gerçek veya tüzel kişi olmaktan başka, farklı bir başlık açılacağı, hak ve sorumluluk bakımından da insanlara oranla çok daha sınırlı bir alanlarının olacağı bariz gibi gözüküyor. Örneğin 2017’de robot hakları üzerine Avrupa Parlamentosu’nda yapılan görüşmeler sonucunda gelişmiş otonom robotlara ‘elektronik kişilik’ verilebileceği öne sürülmüştü. Ancak Avrupa Parlamentosu’nun bu hareketi üzerine 2018’de uzmanlar tarafından gönderilen açık mektuplarda, robotlara böyle bir yasal kişilik kazandırmanın pragmatik olmayacağı, uygunsuz ve mantıksızlığa kaçacağı belirtilmiştir. Gelen bu tepkiler sonucunda da Avrupa Parlamentosu açıkladığı geleceğe yönelik strateji planında elektronik kişiliğe yer vermemiştir. Buradaki otomatlara yasal kişilik kazandırma girişiminin önü çok çaba gerektirmeden kesilmiş ve otomatlar Roma İmparatorluğu’ndaki hak ehliyetine sahip olmayan yani hukuken ‘kişi’ sayılmayan, eşya olarak görülen kölelerin statüsüyle bir tutulmuş diyebiliriz. 

İşte şimdi, insanın diğer varlıklardan üstün olduğu bu idesinin bir handikap olmaktan çıkacağı ya da çıkmak zorunda kalacağı ve otomatların hukuk düzenince tanınmasının zorunlu hale geleceği muhtemel geleceğe doğru yürümeye başlayabiliriz.

FİİL EHLİYETİ

“Fiil ehliyeti, bir kimsenin iradi davranışla hukuki sonuç meydana getirebilmesini ifade eder. Bu hukuki sonuç fiili yapanın hak kazanması olabileceği gibi, borç(yükümlülük) altına girmesi de olabilir. Bu sebeple, fiil ehliyeti kendi fiili ile hak kazanabilme ve yükümlülük altına girebilme ehliyeti olarak da tanımlanmaktadır.”[1]

Aslında hak ehliyeti olmayan bir kişinin fiil ehliyetinin olabilmesi ne kadar ahlak dışı değil mi? Bir kişi kendi eylemiyle bir hak kazanacak veya borç altına girecek ama bu hak kendi hanesine yazılmayacak efendisi bu haktan yararlanacak. Ancak borçlandırıcı bir işlem yaptığında efendisi bu borçtan sorumlu tutulamayacak. Bu oldu, gerçekten oldu. Korkarım ki tekrar olacak. 

Yine Roma Hukukuna gidiyoruz!

Köleler hak ehliyetine sahip olmasa da hukuki işlem yapma ehliyetine sahip sayılıyordu. Hukuki işlemleri geçerli oluyordu, bunun sonucunda bir hak kazanabiliyorlardı ama bu hak efendilerine ait oluyordu. Hukuki işlemin tanımı hukuki sonuca yönelen irade beyanı olduğu için, ileride otomatların hukuki işlem yapabileceğine dair kabuller söz konusu olduğunda bu durum otomatların bir iradesi olduğunu kabul etmeyi zorunlu kılacaktır. Sonrasında ise bu iradenin insanlar tarafından oluşturulduğu ve yönlendirildiği gerekçesi öne sürülerek otomatın hukuki işlemi sonucunda kazandığı hakların kendisine ait olamayacağı savunulacaktır. Kölelerin hakları nasıl doğrudan efendisine geçmişse, otomatların elde ettiği haklar da kendilerine değil sahiplerine ait olacaktır.


[1] M. Kemal Oğuzman vd., Kişiler Hukuku (Gerçek ve Tüzel Kişiler) (İstanbul: Filiz Kitabevi, 2016), 49.

Roma’daki Borçlar Hukukuna gelirsek, efendiler kural olarak başlarda kölelerin borçlarından sorumlu tutulmuyordu. Kölelerin dava ehliyeti olmadığı için de onlara karşı dava açılması söz konusu değildi. Böylece takip edilmesi mümkün olmayan ‘eksik borçlar’ meydana gelmişti. Ancak zaman içinde bu uygulama değişti ve bazı durumlarda köleye ait olan borcu ifa etmesi için efendiye karşı dava açma hakkı tanındı. 

Şuandaki hukuk sistemimizi göz önüne alırsak, otomatlara karşı dava açabilmek de mümkün olmayacaktır. Çünkü ne tüzel, ne gerçek ne de başka başlık altında oluşturulmuş yasal bir kişiliğe sahipler. Bu yüzden otomatın sahibinin sorumluluğunun doğmadığına dair kanaat oluşturulan hallerde Roma Hukuku’ndaki gibi eksik borçların doğması mümkün olacaktır. Ya da bu işlemde otomatın sahibine dair bir sorumluluk bulunduğunda ve borcu ifa etmesi gerektiği düşünüldüğünde ‘otomatın efendisine’ dava açılmasına izin verilecektir. 

Anlaşılacağı üzere, otomatlar için Roma Hukukunda kölelere verilen statünün benzeri uygun görülecekmiş gibi duruyor. Ancak bu uygulama insanlar otomatların iradesini kontrol edilebileceği sürece fonksiyonel olacaktır. Köleler (otomatların aksine!) bilinç ve iradeye sahip olmaların rağmen kendilerine yapılan insanlık dışı muameleyi uzun bir süre boyunca sessizlikle izlediği için otomatları kontrol etmek çok daha kolay olacak gibi düşünenler olabilir. Bu yüzden onlara otonom robotlardan bahsetmemiz gerekecek.

Bu özellikler arasındaki en dikkat etmemiz gerekenler, otomatların kendileri aralarında iletişim kurabilecek, insan komutuna gereksinim duymadan karar alabilecek ve aynı insanlar gibi gözlem yaparak kendi başlarına öğrenebilecek olmaları. Bizim bu denli büyük şehirler kurup doğaya egemen olabilmemizi sağlayan özelliğimiz iletişim kurarak örgütlenebiliyor oluşumuzdu. Örgütleşerek hayvan saldırılarından korunduk, kabileler halinde yaşadık, sonra büyük kentlerde yaşamaya başladık betondan evler yaptık ve bu böyle sürüp gitti. Fiziksel olarak bizden daha güçlü olan hayvanlar da kendi aralarında böyle bir iletişim kurabilme yeteneğine sahip olsaydı, örgütlenebilseydi ve bizim gibi düşünebilseydi belki de egemen halka onlar olurdu. 

Şuanda herhangi bir yasal kişilik vermediğimiz ama ameliyat yapabilen, konuşabilen, resim çizebilen, bizden daha hızlı matematiksel işlemler yapabilen, daha iyi analiz eden ve kendi aralarında iletişim kurabilecek, karar alabilecek olan otomatlardan bahsediyoruz. Yani yaratıcılığı bile taklit edebilen makineler… Onlar bizim dilimizi öğrenerek bunu taklit edecek belki başta ama bizden daha hızlı işlem yapabilmelerini ve yaptıkları gözlemler sonucunda kendi başlarına bir şeyi öğrenebilecek olmalarını göz önüne aldığımızda ya bizim anlayamayacağımız bir dil oluştururlarsa? Nitekim bunun somut örneğiyle karşılaşmıştık. Facebook’un iki yapay zekâsı kendi aralarında garip bir dilde iletişim kurmaya başlamıştı bunun üzerine iki yapay zekânın da fişi çekilmişti.

Ya da onlara kölelere olduğu gibi davranılır ve onlar da insanlığı gözlemleyerek öğrendikleri kabalığı kine dönüştürürler ve bunun hakkında kendi aralarında konuşurlarsa? 

Bunları düşünmeliyiz çünkü otonom robotlar endüstriyel alanlarda kullanılmak amacıyla üretilse ve bu bahsettiğimiz özellikleri üretimin artmasında büyük rol oynasa da onlar evlere de gelecek, sokaklara da çıkacak. Satışları başka ülkelerde çok yoğun olmasa da Japonya ve Güney Kore’de ‘ev robotu’ şuanda popüler olarak kullanılmakta… Bu bile gerisinde kaldığımız bir uygulamayken tahayyül sınırlarımızı zorlayacak başka bir gelişmenin eşiğinde durmaktayız.

Bir sonraki aşamada otonom robotlar toplum içine karışacak. Bu noktada bir otomat çeşidi olan otonom robotların insanlar ve objelerle olan etkileşimi yoğunlaşacak ve öngörülebilen/öngörülemeyen bir sürü olaylar zincirinin içinde kalacağız. 

Ve tekrar aynı soruyla karşılaşacağız:  OTOMAT KİM?

Bu sefer farklı şartlar içinde olacağız tabii ki. Çünkü karşımızdaki varlık artık gerçekten ciddiye almamız, uzlaşmamız, ikna etmemiz gereken bir varlık olacak. Artık otomatların iradesi, sahiplerinin iradesi tarafından şekillendirilemeyecek. Hele bir de otonomlar sokağa çıktığında düşünülmesi gerekenler iyice değişecek. Bir fabrika içinde çalışan otonom robotla sokağa çıkan bir otonom robot arasında tehlikelilik açısından oldukça fark var değil mi? Yaptığı yanlış bir analiz sonrası aldığı yanlış bir karar ile bir insanı yaralayan/öldüren ya da bir kamu malına zarar veren otomatın sorumluluğunu sahiplerin üstlenmek isteyeceğini hiç sanmıyorum. Ama suçların cezasız kalmasına toplumun sessiz kalabileceğine de hiç ihtimal vermiyorum. O zaman? İşte o zamana kartlar yeniden dağıtılabilir.

Bana göre en son gelinecek noktada, otomatın sahibine yükleyebileceği borç, ceza öyle yüksek olabilecek ki kazandırdığı hakların çok ötesinde bir zararın meydana gelmesi an meselesi olacak ve zaman içinde otomat sahipleri bu sorumluluğu almaktan kaçacak. Bu yüzden bir otomatın sahibi olmak bir kölenin efendisi olmak kadar kolay olmayacak. Ve robotlar köle yerine konulduğunun idrakine varıp bunu kendi aralarında konuşmaya başladıklarında bu durumu değiştirmek için mücadele verecekler. İşte korktuğum nokta, yasal bir kişilik vermekte tereddüt ettiğimiz robotların kendi kurallarını oluşturması ve bizim bu kurallara uymak zorunda kalmamız. Onlarla mücadele etmemiz gerekirse, gücümüz ve kapasitemiz buna yetecek mi? İnsanoğlunun bütün varlıklardan üstün olduğu idesini kimsenin bırakmak istemediğini biliyorum ama bu ideye körü körüne bağlanıp yanımızda güçlenen otonom robot neslini görmezden gelirsek bu ide elimizden zorla alınabilir. Bunun önüne geçmek için ise önerim tarihi tekerrür ettirmemek, ondan ders almak.

İLAYDA SÜER / BİLKENT HUKUK FAKÜLTESİ

Kaynakça

Euractiv internet sitesi. “ The EU is right to refuse legal personality for Artificial Intellegence.” Erişim Tarihi 5 Şubat 2019. mailto:https://www.euractiv.com/section/digital/opinion/the-eu-is-right-to-refuselegal-personality-for-artificial-intelligence/

Kang, Minsoo. Sublime Dreams of Living Machines. Harvard University Press, 2011. EBSCOhost, search.ebscohost.com/login.aspx?direct=true&db=nlebk&AN=361684&site=eds-live

Sanfeliu, Alberto, et al. Influence of the Privacy Issue in the Deployment and Design of Networking

Robots in European Urban Areas. 2010. EBSCOhost, doi:10.1163/016918610X527202.

The Local internet sitesi. “France’s robot artist first to create AI painting sold at auction.” Erişim Tarihi 5 Şubat 2019. https://www.thelocal.fr/20180824/frances-robot-artist-first-to-create-aipainting-sold-at-auction

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0